Sen de sevmişsin bir zaman; Yanık yanık türküler dinlemişsin. Ağıtlar mırıldanmışsın; kavuşamadığın sevgilinin ardından. Kızılırmak aksın aksın durulsun, Niye ben seveyim eller sarılsın. Ah be yalnız yürek! Kaç gece ağladın ıssız gecede. El içinde ağlamak yakışır mı adama? Parça parça dökülmek; ilmek ilmek sökülmek sığar mı erkekliğe? Kurşun gibi taşımak Okumaya Devam Et

Geceler gündüze vurgun; sabahlar ışığa, Analar evlatlarına; küçük bir çocuk oyuncaklarına. Babalar sıcak yuvasının ekmek parasına, Sevenler sevdiklerine; Gemiler deryalarına, Otogarlar yolcularına; Şairler şiirlerine vurgun, Hasret vuslata vurgun; Vuslat sonsuzluğa, Hayat ölüme vurgun; ölüm sahibine, Cennet iyiliğe vurgun; cehennem kötülüğe. Gurbet sılaya vurgun; sıla insanına. Ben sensiz bir çaya bir Okumaya Devam Et

Yine kaybolmuşum; Hafif esintili gecenin acı iniltisindeyim. Yeni bir sevdanın gurbetinde, Kan ağlayan bir yüreğin anka kanadına tutunmuşum. Gönlüm yükseklerde, ben yerin kızgın lavları arasındayım. Yaşıyorsan umut var diyorlar, Sahi umut var mı yaşamaya? Gerçek aşıklara. Üzülme diyor sol omuzumdaki elin sahibi; Babacan gönüllü adam. Karlı dağın dumanı büyüktür, Aşığa Okumaya Devam Et

Sen hiç şair tanıdın mı? Kuma gömülü kafası, aymazlıktan değil; mahçubiyetten. Sen hiç şair tanıdın mı? Biraz yarı deli, çakaralmaz biraz. Yarısını sevmelerde yitirmiş aklın. Dağ gibi sevmiş, dere gibi sevilmemiş. Sen hiç şair tanıdın mı? Severse ölümüne sever; Hani Allah’ına kadar derler ya. Sen hiç şair tanıdın mı? Dost Okumaya Devam Et

“Ağlar koyup gitti beni o gelin.” Diye bir türkü yakmıştı dertli bir ozan; Göçüp giden yarinin ardından. Aklıma düştü puslu bir gecenin içinde. Ölmeden yalnız bırakılmaz mıydı bir can? Ölmeden öldürmez miydi ki; Deli bir sevda? Ben kaç geceyi sabah bildim, Kaç sabahı yarım yaşadım güneşsiz. Ben kaç kez öldüm. Okumaya Devam Et

Sende kaldı yarım aklım; kırık hayallerim sende. Sende kaldı param parça düşlerim; yıkık umutlarım sende. Tozduman bir gecenin, dayanmışım şakağına. Soğuk bir namluda uykularım, Eli tetikte sabahlar. Bin defa vurup öldürmeyen güneş. Ahhh! Örseleyen ömrümü; sil baştan gelen her gün. Kahrolsun bu günbatımı. O akşamı müjdeleyen ılık rüzgar. Kahrolsun; yarım Okumaya Devam Et

Esiri olmuşum; Kerbela gözlerinin. Ben aşkına susuz, hasretine mahpus kalmışım. Ayaklarım sana prangalı, ellerim kör sevdana kelepçeli. Fırat gibi yanıbaşımdayken bile, bir uzak bir yakındın bana. Ne on üç senemi deviren kalleş sevgi, Ne ömrümü ziyan eden eski sevgili. sen gidince anladım, ben en çok seni sevmişim. Anadan, babadan, gardaştan. Okumaya Devam Et

Kendi hikayesini kaybeden diyordu bir filmde; Başkalarının hikayelerine sarılır. Yaşamadan bilemezmiş insan. Kendi hikayesini kaybeden bir şairin, sevda yolcusunun Kendinden geriye ne kalır? Birkaç satırdan ibaret aptal saptal birtakım söz grubundan oluşan yarım akçe etmez bir dizi şiir mi? Yoksa gerçekliği meçhul; Leyla Mecnun aşklarının sonu buruk hikayeliri mi? Öylesi Okumaya Devam Et

İşte gidiyorsun ey sevgili! Sevdanın benden uzak sokaklarında yürüyorsun. Elimi uzatsam tutacak gibisin, ahh! Söylesem diyorum; dilim dönse yani. Ağlasam diyorum omuzlarımda, Anlatsam diyorum; beni kaç gecenin firarisi yapan sevgiyi. Geceleri bana küstüren sevdanı işte. Çıkmayan aklımdan sesini. İşte gidiyorsun ey sevgili! Sen gidiyorsun, ben ardından sürülmüşüm sevdanın soğuk zindanlarına. Okumaya Devam Et

Aptal bir şair vardı dersiniz bir gün, Delice severdi çayı, Anayı severdi ama diyemezdi, Bacıyı severdi anne emekleri var diye, Sigarayı severdi bir de, yok yok, sevmezdi de, Dumanına anlatırdı çaresizliğini, Aradığında bulamazdı ki bir Allah kulu, bulsa da söyleyemezdi ki, Biz de yoktu onun kilidi, Anahtarı ilkçağdan mı ne? Okumaya Devam Et