Kapat
Menü

EĞER BİR TOPLULUKTA: (28:08:2019)
Eğer bir toplulukta sürekli yanlış anlaşılan kişi iseniz; önce
kabahati kendinizde ararsınız.
Bir hatanız varsa onu düzeltmeye çalışırsınız.
Yine yanlış anlaşılıyorsanız önünüzde birkaç seçenek vardır.
Bu birkaç seçenekten birini seçmek zorunda kalırsınız.
1. Susmayı tercih edebilirsiniz. bu her zaman işe yaramayabilir.
Mesela sizi anlamayan, anlamak istemeyen bir toplumda iseniz, sizin
merhaba demeniz bile o toplumu rahatsız eder.
Bu da insan sabrını bitirici sonuçlar doğurup; sizi yapmak
istemediğiniz hatalara sevk edebilir.
2. Hiçbir sözün eğrisine doğrusuna karışmadan; söylenen her sözü
doğru kabul edersiniz; yani bir başka değişle, her şeye eyvallah
dersiniz fakat bu hal de susmanın bir başka halidir.
Bu da insan tabiatına aykırı bir durumdur çünkü insan duygusal bir
varlıktır. Her toplumda, her sohbette farklı duygular yaşar, farklı
muhabbetler kurarsınız.
Kalıp olarak bütün insanları sevebilirsiniz ama hakiki manada size
yakınlık göstereni daha çok seversiniz.
Dostluk kavramı işte tam burada ortaya çıkıyor.
Eğer bu toplumda sürekli yanlış algılanan kişi iseniz susmanız söz
konusu bile değildir.
Bunun sebebi ise bulunduğunuz ortamdaki insanların en az sizin onları
sevdiğiniz kadar, onların da sizi sevdiğini düşünmenizden kaynaklı
olabilir.
Bunu örneklendirecek olursak şayet; Falanca kişi benim dostumdur, ona
nazım geçer dersiniz.
İşte burdaki naz, sizin başka insanların gözünde çok farklı yerlerde
olduğunuza inandığınızı belirtici bir sözdür. Yani sözümüz, hatrımız
geçer manasında kullandığımız kalıplaşmış birkaç cümleden ibarettir.
Ahmet’in Mehmet’e nazının geçmesi söyleyeceği her söze itibar etmesi
anlamındadır.
3. Eğer her iki durumda da yanlış anlaşıldıysanız her şeyi göze alıp
o toplulukları terketmeyi seçebilirsiniz.
Her şeyi göze almaktan kasıt, dostlarınızın bulunduğu meclisi terk etmektir.
Bu seçilebilecek en kestirme ve en garanti yoldur. O halde kendinizi
daha iyi anlatabildiğiniz, anlaşılabildiğiniz bir topluluk bulana
kadar mücadele devam eder.
Burda altın soru şu, bulabilir miyiz? Bulabilir misiniz? Belki evet,
belki hayır.
Bu vaziyet de sizin kalbinizde tarifi olmayan yaralar açabilir.
Bazen terk etmek kaçmak değildir; karşınızdaki insanları ve kindinizi
koruma altına almaktır. özellikle ikinci maddede bulunan insan grubunu
üzmektense üzülmeyi tercih edebilirsiniz.
Bu insana yakışır yüce bir davranıştır. Dostunu incitmektense kendi
incinmek ancak gerçek dostların yapabileceği ince bir davranıştır.
4. Yine her şeyi göze alıp inandığınız şeyler mutlak doğru ise
söylersiniz (Örneğin, her din kendine göre mutlak doğrudur.).
Söylediğiniz şeyler başka insanları rahatsız edebilir
Bu da tarihte defalarca tekerrür etmiş bazı olaylara sebebiyet verir.
Bunu da örneklendirelim kısaca; Büyük tasavvufçu Hallac-i Mansur’u
hemen hemen hepimiz biliriz.
Kendisi “En-el Hakk” (Ben Hakk’ım) dediği için öldürülmüştü.
Arabî HZ, “Sizin taptığınız benim ayaklarımın altındadır” dediği için
yine öldürülmüştü.
Sizi öldürmeyebilirler tabiki, bu zamanda böyle şeyler yaşanmasını
düşünmeyenler; hatta imkansız görenler olabilir.
Sizin ölümünüz ahirete intikal manasında olmayabilir.
Her dost kaybı bir ölümdür, geride bırakılmış bir hatıradır. Bu
hatıralarki her dokunduğunuzda sizi defalarca öldürecek bir kurşundur.
Peki o halde ne yapılabilir? Eğer ahvaliniz o dereceye ulaşmışsa,
yapabileceğiniz en asil ve en güzel şey, dost bahçesinde açan gonca
gül iken, başta kendinizden vazgeçip; dostlarınız için kendi
varlığınızı sonlandırmanızdır.
Varlığınızı sonlandırmak intihar manasında değildir; yani kendinizi,
kendinizden bile soyutlamanızdır.
Bu seçenek de netice olarak bulunduğunuz meclisi terk etmekle aynı
olsa da bunun sonucu daha ağır, virajları daha keskindir.
Sözü fazla uzatmadan bu muhabbetvari yazımı da bitirmek istiyorum.
Rabbim hiçbir gülü dost bahçesiz, hiçbir dost bahçesini gülsuz
bırakmasın diyor; Tüm insanlığa kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum;
selâm ve dua ile.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir